24 Haziran 2009 Çarşamba

Kaçmak istiyorum!... Kaçacağım!... Derkeeen: Kaçtım! ;)

3 gün önceydi... Cep telefonumun alarmıyla uyandım. Ve, evet, ben sabahları neşeli uyanan o iğrenç tiplerdenim. Hatta uyanır uyanmaz radyoyu açan ve yetinmeyip bir de eşlik edenlerdenim. ;) "Sebep?" diye soranlar var, duydum! :p Yok bir sebebi. Öyleyim ben.

O sabah da pür neşe kalktım ve saatin ne kadar ilerlemiş olduğunun farkına varınca, panik halde hazırlanmaya başladım çünkü işe çok geç kalmıştım. Alarmla uyandıysam nasıl geç kalabiliyorum peki? Bu bana özgü bir yetenek (!) aslında. Yani alarmın "Ertele?" sorusuna her seferinde 15 dakika daha uyuyabilmek aşkına "evet" yanıtını verince geç kalabiliyorsunuz. :)) Tabi bu geç kalma durumunu telafi edebilmek adına evin içinde koşuşturmaya başlayınca bir sürü irili ufaklı sakarlık da beraberinde geldi ve bu silsile elimi kapının koluna hızlıca vurup morartmamla sona erdi. Durdum o anda. Bir an için neden durduğumu bilmeden, bir yandan hızla şişmeye başlamış elimi ovalayarak odanın ortasında durdum... "Nereye?" diye sordum kendime. "İşe herhalde, nereye olacak?" diye cevapladı içimden biri. "Hayır, nereye yetişiyorsun?" sorusuna, içimdekinin "Ne demek nereye yetişiyorsun? Yapılacak işler, yetişilecek yerler, kazanılacak paralar, tasarlanacak projeler, gidilecek yollar, yapılacak kariyer, bir ihtimal yanında çocuk falan var arkadaşım!" gibi bir yanıt vermesini beklemedim. Dolaptan orta boy bir sırt çantası çıkardım. Temel ihtiyaçlar listesindeki her maddeden çantanın içine bir tane attım, ayakkabılarımı giydim, evden çıktım ve doğru otobüs terminaline…

Terminale gittiğimde gişedeki adamın “Nereye?” sorusunu “Ben ne bileyim?!” diye yanıtlamam bu sıcakta adam tarafından hoş karşılanmadı tabi. Gözlerindeki “Manyak mısın?” bakışını soruya dönüştürmesin diye “Yani karar vermedim. Ücra, yeşil ve sulu olsun!” diye hızlıca ekleme yaptım. Bana kendisinin tur organizatörü olmadığını, sadece bilet kestiğini ve bu canına yandığı memlekette söylediğim tarzda bir yer bilmediğini söyledi. Adamla didaktik bir tartışmaya girmenin anlamsızlığını ve tavrımın gündelik hayat için fazla maceraperest göründüğünü fark edince, sefer yaptıkları yerlere çabucak bir göz gezdirdim ve bir yer söyleyip sadece gidiş için bir bilet istedim. Az önceki uzun cümlesinin ağzının laf yapmasından değil, sıkıntısından kaynaklandığını ispatlarcasına “Baaaağğyan yanı mı olsun?” diye sorunca “Hayır. Mümkünse en kıllı, pis kokulu ve göbekli öküzün yanı olsun! Tespih taşıması ve cep telefonu melodisinin Kurtlar Vadisi jenerik müziği olması tercih nedenidir!” dedim. Ama içimden dedim. Çünkü az önce didaktik olmamak konusunda kendimle uzlaşmıştım. : p Dışımdansa az önce gözleriyle bana fırlattığı “Manyak mısın?” sorusunu, sonuna “Allah’ın kırosu!”nu ekleyerek, iade ettim. Sonuçta olabildiğince ücra, yeşil ve sulu bir yere sadece gidiş bileti almak suretiyle “kaçış operasyonu”mu başlattım.

Bu sıcakta bana deli gibi uzun gelen bir yolculuktan sonra -ki 1 saatin üzerindeki hiçbir yolculuğa tahammül edemiyorum- otobüs muavininin burnunu parmaklarıyla sıkıyormuş gibi boğuk ses tonuyla “Yolculuğunuzda bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz!” anonsuyla kendimi otobüsten aşağı attım. Gitmeyi planladığım yer yerleşim merkezine yarım saat uzaklıkta olduğu için terminalden bir dolmuşa bindim ve… buradayım. :)

Cep telefonum kapalı ve uzunca bir süre de öyle kalacak. Üç gündür dalgaların o sakinleştiren sesi dışında tamamen sessiz olan bu yeşilliğin içindeyim. Buraya gelirken içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı: Herşeyi geride bırakmış olmanın verdiği telaş… Belki biraz da yaşayacaklarımın belirsizliğinin getirdiği korku… Ama denizi görünce hepsini unuttum ve bunu neden yaptığımı hatırladım: Artık standart ölçülerdeki yaşamın getirileri ve götürüleriyle uğraşmak istemediğim için. Gündelik gerilimlerden bıktığım için. Hani son zamanlarda TV’de sürekli dönen bir sigorta reklamı var ya: “2+1 ev = 430 gece mesaisi, 1 hafta tatil = kronik uykusuzluk” diye beynimizin endişe merkezini harekete geçiren reklam… İşte aynen o reklamdaki gibiydim. Beni koruyacağına, geleceğimi garantiye alacağına inandığım duvara her gün, yaptığım her şeyle bir tuğla eklerken, kendimden neleri feda ettiğimi fark etmemiştim bile. “Değmeyecek konular, değmeyecek olaylar ve değmeyecek insanlarla ne adına uğraşıyorum?” sorusuydu 2 gün önce elimi kapı koluna vurduğumda bir anda beni durduran. Fiziksel acı, zihinsel acıya yanıt oldu bir anda!

Belki ilelebet burada yaşayamam. Belki bir gün sıkılırım ama o güne kadar telaşsız, endişesiz, sinirsiz yaşamak istiyorum. Pis bir havayı solumak istemiyorum. Korna sesleriyle beynim şişsin istemiyorum. Sigarasının izmaritini camdan fırlatan neandertallerle uğraşmak istemiyorum. Oturduğum yerin günden güne kırolar eyaletine dönüştüğünü görmek istemiyorum. Sonu “istemiyorum”la biten sayısız cümlem var benim. Hepsine karşılık tek bir cümle kurdum kafamda: İnsan gibi yaşamak istiyorum!

Yarın kendime ufak ve vasıfsız bir iş arayacağım bu küçük kasabada. Mini minnacık bir evim, herhangi bir saatte kapısını çalabileceğim komşularım ve bir de köpeğim olsun istiyorum. Bakalım… :)

Güzel hayal… Yukarıdaki satırlar hep yazmak… hayır, aslında yapmak istediğim şeylerin başlangıcı. “Ne kadar özgürüm?” sorusunu kendime sorduğumda, “Bir sabah kalkıp yukarıda yazdığın şeyleri gerçekleştirmek adına hala adım atamıyorsan, işte o kadar özgürsün!” diyorum. Nedenleri herkes için farklı olsa da sonuç bunu yapamayan her kişi için aynı: Gidemediğin kadar özgürsün! Ben kendi adıma neden -henüz- gidemediğimi biliyorum. Beklediğim bir şey var çünkü. Giderken yanımda götürmek istediğim bir şey… ;)

Ya siz? Neden oradasınız?
.

9 yorum :

Dominique dedi ki...

Gerçekten gittin sandım!!! Ve tabi çok özendim... :)

Adsız dedi ki...

Gitmeye niyetin varsa ben seninle gelirim Joujou. Plan güzel görünüyor. ;)

Sevgiler,
Volkan

Adsız dedi ki...

............... :)

...touareq...

Adsız dedi ki...

Keske bende arkama bakmayarak kimseyi düsünmeden bende kaca bilsem....

Joujou dedi ki...

Olmuyor işte öyle maalesef. O kadar çok noktadan bağlıyız ki birini koparsak diğeri yapışıyor yakamıza. Cesaret edebilenlere hayranım...

Kara Kalem dedi ki...

Baaa-yiiiiiiil-diiiim !!! Kendimi sorgulamama neden olduuu !! Vee okurken sanki ben yasiyormusum gibi hissettim !! Ne kadar akici ve basarili bir yazi !! ;))

Joujou dedi ki...

Kara Kalem, güzel mesajın için pek çok teşekkür ederim. Beğenmene sevindim :)

Alev Oran dedi ki...

eğer hala kaçmayı düşünüyosan bende gelirim seninle ben tek basımda cesaret edemiyorumda yanımda biri olması lazım

Joujou dedi ki...

Önden bir "deneme kaçışı" yapalım o zaman. 2 hafta Allah'ın unuttuğu bir köyde yaşayıp, görelim. Belki o arada sana da cesaret gelir, bana da :)